Sessizlik.
Silence. Calme. Zen. Mais laisser des traces.
Kendimizle fazlasıyla yabancılaşmış haldeyiz. Kendi düşüncelerimizle, kendi duygularımızla irtibat halinde değiliz. Kendimizden, kendi gerçeğimizden kaçar haldeyiz. Neden mi? Bence cesaret eksikliği, özgüven eksikliği, hayata dar ve kısa süreli bir çerçeveden baktığımızdan dolayı, değişimin her yaşta mümkün olabileceğini görmemek ve çevre baskısına boyun eğmekten ve özellikle kendi benliğimizi keşfedip gerçek kişiliğimizi araştırıp yaşamak istemediğimizden dolayı.
Kendimizden korkuyoruz. Korkma. Gel, at adımını ve kendi hayatını seç. Kimsenin yargılamasından korkma ve istediğin değişimi başarabileceğine ve bundan dolayı da mutlu olacağına güven. Kendi hayatında robot olma. Kimsenin esiri olma. Kendin ol. Evet. OL. Çok basit: karar ver ve o yöne doğru adım at: seni gerçekten seven insanlar, seni yolda bırakmazlar – aksine, kendini gerçekleştirdiğin için seninle gurur duyar ve seninle birlikte mutluluğu paylaşırlar. Hm… onların gurur duyması bir hedef mi? Hayır. Kesinlikle değil. Sen önce kendinden memnun ol, kendin ile gurur duy. Bu güveni kendi içinde hissettiğin an zaten bu enerjiyi ve özgüveni dışarı da yansıtabilirsin. İster istemez yansır. Anlık algıyla yansır. Bunlar güzel şeyler. Kıymetli ‚özkeşifler‘.
Kuramadığınız hayallerin boşluğu, girdap gibi sizi içine çekiyor. Kendinizle başbaşa kalın. Kendi tadınıza bakın. İçinizdeki duygusal tat. İçinizdeki mevcut serüveni kitap gibi okuyun – kendinizi okuyun ve kendinizle yüzleşin. Kendinizden kaçmayın.
Bu süreç can acıtır, yorar, yıpratabilir de. Lakin biraz sabreder ve geçmişte o kendinizle olan kopukluğu yaşadığınız andan itibaren yola çıkıp bugüne kadar gelebilirseniz, kendinize yetişmiş olursunuz. Evet kendi gerçek yaşamınıza yetişin. Daha vaktiniz var.
Onay mekanizmalarını dışarıda aramayın. Kendinizi dış hayatla beslemeyin. Size kendinizden daha yakın hiç bir ‚dışarı‘ yok. Dışarısı sadece sizin benliğinizin süslemesine, kremasına (krema seviyorsanız, öyle de canlandırabilirsiniz – ben şahsen sevmiyorum), ek bir zenginliğine katkıda bulunsun. Temel olmasın. Temeli sizde. Ve sizi temelde anlayan insan değilse, yanınızdaki olan, gidin. Bu kısa ve net.
Özgürlük. Ruhunuz aç bu masum ve huzur veren özgürlüğe. Sorumluluk özgürlük olabilir. Yeterki kendinizden kaçmanız için bahane olmasın.
Bahane. Kendinize bahane bulmayın. Kendinizi kandırmaktan uzak durun. Gülümseyin: hem içe doğru, hem dışa doğru. Sohbet edin kendinizle ve organlarınızla. Evet. Bir deneyin. Kendinize merhem olun. Ruhunuzu okşayın. Rasyonel olun. Evet. Olun. Bu kendi benliğinizi yaşamanıza engel değil. Kendi gerçeğinizi kabul edin ve kelepçeleri atın.
Yaşayın. Hayat güzel. Mutluluğu her nefes alış verişinizde yaşayıp bulabilirsiniz. Evet. Gülümseyin. İçinizde algıladığınız boşluğu dışarıyla değil, kendi benliğinizi keşfederek doldurun.
Gün içerisinde pasif ve izleyici olarak (kendiniz bir şey üretmeden) geçirdiğiniz saatleri azaltın. Üretken olun. Hayatı izlemeyin. Siz hayat olun.
Cliché mi? Hayır değil. Birçok insan için bu durum acı bir gerçek. Her kültürde, her seviyede. Bırakın sizi üzenler gitsin, temizleyin çevrenizi. Sorumluluklarınızı başka yoldan da devam ettirebilirsiniz, yeter ki bu sorumluluğu isteyerek alın. Sorumluluğu yeni bir çerçevede, yeni bir hayat şekli içerisinde sürdürmek daha meşakkatli olabilir elbette. Ama en azından özgür olursunuz. Bu sizsiniz. Siz değerlisiniz. Kendinize değil de kime ayıracaksınız vaktinizi? Kendinize değer verin ki, çevrenizdeki sizden etkileşim alan insanlar da onlara verdiğiniz değerin kıymetini hissetsin. Değer ve zaman kavramlarını hakikaten yaşayın.
Sınırlı ömrünüzden bir gün veriyorsunuz. Bu değiş tokuşun geri dönüşü yok (en azından bilimin bu yüzyılda vardığı aşamaları varsayarak). Her mutsuz an sizin kaybettiğiniz bir mutlu gün. Siz önden giden Lemmings’ler gibi hayatınızı toslayarak düzenlemeyin. Varlığınız daha değerli. Toslamak, nasıl olur da kendinize yakıştırabildiğiniz bir yaşam şekli olur? Kalitenizi yüksek tutun. Çünkü bulunduğunuz bu ‚dünya ortamı‘ bedeninizle birlikte keşifleri sona ermemiş geniş bir diyar. Siz bir haritasınız. Keşfedin kendinizi turist gibi. Yaşam ortamınıza merakla bakın. Kaçmayın. Kabullenmeyin. Kuvvetlisiniz. Adım atın. Değişime yol verin ve kendinizi yenileyin. Tıpkı hücreleriniz gibi. Her üç ayda bir kendi benliğinizin yeni bir parçasını ve arzusunu keşfedin ve bunu yaşayın. Doğaya aykırı bir yapıya çekmeyin kendinizi. İçinizi dinleyin. Kulak verin arzularınıza ve kendinizi ezdirmeyin. Hiç kimse tarafından. Siz güçlüsünüz.
Hayat sizin hayatınız. Sorumluklarınızın sizi hapsetmesine izin vermeyin. Sorumluluklarınızı devam ettirip, yine de özgür olabilirsiniz. Ferahlayın. Hayatınız geçmesin. Yakalayın kendinizi. Bu her yaşta mümkün. Ölmeden bir gün önce bile: ferah ve gerçek özünüze dürüst bir şekilde vedalaşmış olursunuz dünyadan. Bu da güzel. Ama ne kadar erken davranıp kendinizi gerçekleştirirseniz, o kadar uzun süre mutlu olur ve çevrenize de mutluluk verir, sizi tatmin eden insanlarla karşılaşır ve buluşursunuz. Comfort zone’dan çıkın.
C’est la vie, votre vie! 🙂 Vivez-la!
Ciao ciao! Buona notte!