Montaigne. Denemeler. Nasıl yazmalı.

(Kitap III, Kitap I) – Auszugsweise Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el uzatamayacağı, söz edemeyeceği yabancı bir memlekette oturuyorum. Öyle bir yer ki, tanıdığım hiç kimse okuduğu duanın Latincesini bilmez, hele Fransızcasını hiç anlamaz. Başka yerde yazsam, daha iyi yazardım, ama yazdığım şey daha az benim olurdu. Oysa ki benim yazımda asıl…

Montaigne. Denemeler. Kendimizi anlatmak.

(Kitap II, Bölüm VI) – Auszugsweise Plinius’un dediği gibi, herkes kendisi için bir derstir; elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin. Zaten benim bir şeye dokunduğum yok. Yalnız kendimle uğraşıyorum; delilik ediyorsam, bundan zarar görecek başkası değil, benim; çünkü bu öyle bir delilik ki bende başlayıp bende bitiyor, hiçbir kötülüğe yol açmıyor. Ruhumuzun ele avuca…

Antep fıstığı.

Nasıl severim. Fena. Tehlikeli. Dün geldi yolcusuyla birlikte, gece vakti hemen atıştırmak ‚zorunda‘ kaldım. Ama bu sefer temkinli ve olgun davrandım. Bir avuç. Rekorumun bir oturuşta 1.5kg olduğunu belirtmem gerekli sanırım; farkındayım: fazla. Sonrasında nedense hiç bir tepki vermedi bedenim. Hafif bir sarhoşluk tespit ettim. O da ‚manevi‘ mutluluğun sarhoşluğu. Sigara içmem, ama fıstık yerim….

Leben.Tod.

So nah beieinander. So fein, die Linie zwischen beiden. Ja. „Weil alles zwei Seiten hat..“ Worüber sich noch wundern, wenn ohnehin das „Hauptelement“ – nämlich das „Dasein“ –  aus zwei Gegensätzen besteht: Leben.Tod. Ist das Leben denn nicht eigentlich einfach. (Frage ohne Fragezeichen). Warum nehmen wir uns selbst, wir Menschen, so ernst? Ist es nicht…