(Kitap III, Kitap I) – Auszugsweise
Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el uzatamayacağı, söz edemeyeceği yabancı bir memlekette oturuyorum. Öyle bir yer ki, tanıdığım hiç kimse okuduğu duanın Latincesini bilmez, hele Fransızcasını hiç anlamaz. Başka yerde yazsam, daha iyi yazardım, ama yazdığım şey daha az benim olurdu. Oysa ki benim yazımda asıl aradığım tam anlamıyla kendimin olmasıdır.
Ben yazarken rastgele gittiğim için, bol bol hatalara düşerim. Bunları pekâla düzeltebilirdim. Ama o zaman, benim âdetim, malım olmuş kusurları düzeltmekle kendi kendimi yanlış tanıtmış olurdum. Her yerde çiğ çiğ göstermiyor muyum kendimi? Mesele yok. Yazarken aradığım da bu zaten. Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün.
Çok gariptir; çağımızda işler o hale geldi ki felsefe, anlayışlı insanlar arasında bile, ne teorik ne pratik hiçbir faydası ve değeri olmayan boş ve kuru bir laf olup kaldı. Bence bunun sebebi, felsefenin ana yollarını sarmış olan safsatalardır. Felsefeyi, çocuklar için ulaşılmaz, asık suratlı, çatık kaşlı ve belalı göstermek büyük bir hatadır.
Felsefeyi barındıran ruh, kendi sağlığıyla bedeni de sağlam etmeli. Huzur ve rahatın ışığı ta dışarıdan görünmelidir. Felsefe ruhun fırtınalarını dindirmeyi, açlığı ve hastalığı gülerek karşılamayı, doğal ve somut yollarla öğretmeye çalışır. Felsefenin amacı erdemdir. Gerçek erdem hayatı sever; fakat gerçek hali, nimetleri ölçü ile kullanmasını ve yiğitçe bırakıp gitmesini bilmektir; onsuz her hayat bozuk, karışık ve şekilsizdir ve bu yüzden tehlikeli engeller, dikenlikler ve ejderhalarla dolmaya elverişlidir. Eflatun der ki, çocuklara babalarının yeteneklerine göre değil, kendi yeteneklerine göre meslek bulmak gerekir.
Bize yaşamayı hayat geçtikten sonra öğretiyorlar. Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken de söyleyecekleri vardır.
Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinletmek akıl dışı bir güçten gelir, başka bir şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Kanunları koyanlar da çok kez budala, ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. –> Nasıl olursa olsunlar, insandırlar nihayet, her yaptıkları şey ister istemez sudan ve değişkendir. Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızılıklara yol açan ne vardır?
Herkes kendinden bir parça vazgeçerek, toplumun yasalara göre yaşayabilmesini sağlamış. Lakin, insan doğasıyla kesin ve tamamlanmış veyahut donmuş bir varlık değil ki! O halde bu hızla ilerleyen zaman içerisinde, nasıl olur da kendinden bir parça feda etmeden, yaşayabileceği hızdan vazgeçmeden yasalara uyum sağlayabilir ki? Ancak kendi zamanından, kendi kapasitesinden fedakarlık yaparak. Ve bir de kendini teslim edenler var. İşte en tehlikelisi onlar. Nasıl olsa yasalar var diyen varlık tiplemesi. Tembelliğe kapılmış ve proaktif olmayan, geniş çapta bakmayı kendine görev edinmeyen. Ve bir de çıkarcılar tabiki. Lakin onları konu bile etmeye gerek yok. Onların hedefleri baştan zarar vermeye yönelik olduğundan, tartışmaya değmez. Anlamazlar. Hassasiyet eksik. Dikkat; stratejik davranan yine başka. Aynı insan tiplemesi değil. Stratejik olabilmek, bir seçim olduğu gibi, yetenek de ister. Yeter ki iyi niyet dahil olsun.
Öğrenimden kazancımız, daha iyi ve daha akıllı olmaktır. Pythagoras mektebine mensup olan filozof Epicharmos der ki, insan düşünce ile görür ve duyar; her şeyden faydalanan, her şeyi düzene sokan, başa geçip yöneten düşüncedir; geri kalan her şey kör, sağır ve cansızdır. Şu muhakkak ki, çocuğa kendiliğinden hiçbir şey yapmak özgürlüğünü vermemekle onu korkak bir köle haline sokuyoruz. Basma kalıp gibi belleğimize yapıştırırlar; harfler ve kelimeler, anlatılan şeyin haline gelir. (Oysa bir şeyi kelimeyle adlandırmak, o şey ile ilgili hiçbir içerik bilgisi, yapı bilgisi vermez, oluşumunu ve özünü anlatmaz). Ezber bilmek, bilmek değildir; hafızamıza emanet edilen her şeyi saklamaktır. Tamamıyla kitaptan bir bilgi ne sıkıcı bilgidir. Böyle bir bilgi bir süs olarak kullanılsın: ama temel olarak değil.
Nitekim Platon, gerçek felsefenin sağlam irade, inanç ve dürüstlük, amaçları başka olan öteki bilimlerinse sadece süs olduğunu söyler. Hayatın bir süslendirmesi veya hayatı süslendirme şekli.
Tabiat bir ana gibi davranmış bize: istemiş ki ihtiyaçlarımızı gidermek zevkli bir iş de olsun üstelik: aklımızın istediği şey, iştihamızın da aradığı şey olsun: onun kurallarını bozmaya hakkımız yok. Caesar’ın ve İskender’in, en büyük işleri başarırken, tabii ve bundan ötürü gerekli ve makul zevkleri bol bol tattıklarını görünce, buna ruhu gevşemek demem; tersine, o zor işleri ve yorucu düşünceleri dinç bir yürekle günlük hayatın bir parçası haline sokmak, ruhu sağlamlaştırmaktır derim. Zevklerin gündelik zaferlerini olağanüstü iş saymışlarsa, bilge adamlarmış.
Biz pek şaşkın varlıklarız: filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiç bir şey yapmadım, deriz. — Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca işiniz değil, en parlak, en şerefli işinizdir. — Bana büyük işler çevirmek imkânını verselerdi, neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim, deriz. Önce siz kendi hayatınızı düşünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi? Bildinizse bütün işlerin en büyüğünü görmüş demeksiniz. Kendini göstermek ve iş görmek için büyük fırsatlara ihtiyaç yoktur; hangi mevkide olursa olsun, perde arkasında da, perde önünde de insan kendini gösterir. Bizim işimiz kitap doldurmak değil, ahlakımızı yapmaktır; savaşmak memleket kazanmak değil, yaşayışımıza dirlik düzenlik getirmektir. En büyük, en şerefli eserimiz doğru dürüst yaşamaktır. Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır. Bir kumandanın, az sonra hücum edecek olduğu bir kalenin eteğinde dostlarıyla tamamıyla serbest ve rahatça, kaygusuzca sohbete dalması, hürriyetine karşı pusu kurulduğu bir sırada gece dolaşmalarından birkaç saat çalarak tam bir sükun içinde kitap okuyup notlar yazması ne güzel bir şey!
Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler.
Bilgeliğin en açık görüntüsü, sürekli bir sevinçtir.
Bonne nuit.